İncil’de Kuran’a uygun ibadetler

Oruç Tutmak

Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat asmayın. Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler… Sizoruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın. Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Allah’a oruçlu görünesiniz [sadece gizlide olanı bilen Allah’ın rızasını gözetin]. Gizlilik içinde yapılanı gören Allah sizi ödüllendirecektir.” (Matta, 6:16-18)

… [Anna adındaki kadın] mescitten ayrılmaz, oruç tutup dua ederek gece gündüz Allah’a ibadet ederdi. (Luka, 2:36-37)

… İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra acıktı. (Matta, 4:1-2)

Yahya geldiği zaman oruç tutup içkiden kaçındı… (Matta, 11:18; Luka, 7:33)

Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‘Allah’ım öbür insanlara –soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere– ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için Sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’ (Luka, 18:11-12)

Bunlar Rab’be ibadet edip oruç tutarlarken… Böylece oruç tutup dua ettikten sonra, Barnaba’yla Saul’un üzerine ellerini koyup onları yolcu ettiler.(Elçilerin İşleri, 13:2-3)

… Dua ve oruçla onları, inandıkları Rab’be emanet ettiler. (Elçilerin İşleri, 14:23)

… Oruç günü bile geçmişti. (Elçilerin İşleri, 27:9)

Zekat-Sadaka İbadeti

Ben de… [Allah rızası için] malımı da kendimi de seve seve harcayacağım… (Pavlus’tan Korintlilere 2. Mektup, 12:15)

… Siz bardağın ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur. Ey akılsızlar! Dışı yapanla içi yapan aynı değil mi? Siz kaplarınızın içindekini sadaka olarak verin, o zaman sizin için herşey temiz olur.  (Luka, 11:39-41)

Doğruluğunuzu insanların gözü önünde gösteriş amacıyla sergilemekten kaçının. Yoksa… Allah’tan ödül alamazsınız. Bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İkiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. Siz sadaka verirken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin. Öyle ki, verdiğiniz sadaka gizli kalsın. Gizlice yapılanı gören Allah’ınız sizi ödüllendirecektir. (Matta, 6:1-4)

Gittiğiniz her yerde Allah’ın Egemenliği’nin [cennet vaadinin] yaklaştığını duyurun. Hastaları iyileştirin… cüzzamlıları temiz kılın… Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin. Kuşağınıza altın, gümüş, ya da bakır para koymayın.  (Matta, 10:7-9)

… Allah’ın büyük lütfu hepsinin [iman edenler] üzerindeydi. Aralarında yoksul olan yoktu. Çünkü toprak ya da ev sahibi olanlar bunları satar, sattıklarının bedelini getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi; bu da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı. (Elçilerin İşleri, 4:33-35)

Dünya ulusları hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa Allah’ınız, bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir. Siz O’nun Egemenliğinin ardından gidin [Allah’ın rızasını arayın], o zaman size bunlar da verilecektir. Korkma, ey küçük sürü! Çünkü Allah’ınız, egemenliği size vermeyi uygun gördü. Mallarınızı satın, sadaka olarak verin. Kendinize eskimeyen keseler, göklerde [ahirette] tükenmeyen bir hazine edinin. Orada ne hırsız ona yaklaşır, ne de güve onu yer. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır. (Luka, 12:30-34)

[Hz. İsa (as):] “Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum: … Abanızı alandan mintanınızı da esirgemeyin. Sizden bir şey dileyen herkese verin, malınızı alandan onu geri istemeyin. İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın… Size iyilik yapanlara iyilik yaparsanız, bu size ne övgü kazandırır? Günahkarlar bile böyle yapar. Geri alacağınızı umduğunuz kişilere ödünç verirseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkarlar bile verdiklerini geri almak koşuluyla günahkarlara ödünç verirler. Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak…” (Luka, 6:27-35)

Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun yerine kendinize gökte [ahiret için] hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacak. (Matta, 6:19-21)

Öğüt veren, öğütte bulunsun. Bağışta bulunan, bunu cömertçe yapsın. Yöneten, gayretle yönetsin. Merhamet eden, bunu güler yüzle yapsın.(Pavlus’tan Romalılara Mektup, 12:8)

Yahya onlara, “İki mintanı olan birini mintanı olmayana versin; yiyeceği olan yiyeceği olmayanla paylaşsın” yanıtını verdi. (Luka, 3:11)

İhtiyaç içinde olan kutsallara [kendini Allah’a adamışlara] yardım edin. Konuksever olmaya bakın. (Pavlus’tan Romalılara Mektup, 12:13)

İsa kendisini yemeğe çağırmış olana da şöyle dedi: “Bir öğlen ya da akşam yemeği verdiğin zaman dostlarını, kardeşlerini, akrabalarını ve zengin komşularını çağırma. Yoksa onlar da seni çağırarak karşılık verirler. Ama ziyafet verdiğin zaman yoksulları, kötürümleri, sakatları, körleri çağır. Böylece mutlu olursun. Çünkü bunlar sana karşılık verecek durumda değildirler. Karşılığı sana… [insanlar] dirildiği zaman [ahirette] verilecektir. (Luka, 14:12-14)

Zakkay ayağa kalkıp… şöyle dedi: “… İşte malımın yarısını yoksullara veriyorum. Bir kimseden haksızlıkla bir şey aldımsa, dört katını geri vereceğim.” İsa dedi ki, “Bu ev bugün kurtuluşa kavuştu. Çünkü bu adam da İbrahim’in oğludur.” (Luka, 19:8-9)

İsa mescidin para kutusu karşısında oturup topluluğun kutuya para atışını gözledi. Birçok varlıklı kişi bol para attı. Bu arada yoksul bir dul kadın yaklaşıp bir metelik değerinde iki bakır kuruş attı. İsa öğrencilerini yanına çağırarak, “Doğrusu size derim ki” dedi, “Bu yoksul dul kutuya para atanların tümünden daha çok para attı. Çünkü ötekilerin tümü varlıklarının bolluğundan bıraktılar. Ama bu kadın yoksulluğundan –nesi varsa onu, tüm geçim olanağını- bıraktı.” (Markos, 12:41-44; Luka, 21:1-4)

İsa yola çıkarken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp ona, “İyi öğretmenim, sonsuz yaşama [cennete] kavuşmak için ne yapmalıyım?” diye sordu. İsa, “… O’nun [Allah’ın] buyruklarını biliyorsun: ‘Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, kimsenin hakkını yemeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin.'” Adam, “Öğretmenim, bunların hepsini gençliğimden beri yerine getiriyorum” dedi. Ona sevgiyle bakan İsa, “Bir eksiğin var” dedi. “Git neyin varsa sat, parasını yoksullara ver; böylece gökte [ahirette] hazinen olur. Sonra gel, beni izle.” Bu sözler üzerine adamın yüzü asıldı, üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı. İsa çevresine göz gezdirdikten sonra öğrencilerine, “Varlıklı kişilerin [infak etmedikleri sürece] Allah Egemenliği’ne [cennete] girmesi ne güç olacak!” dedi. Öğrenciler onun sözlerine şaştılar… Birbirlerine, “Öyleyse kim kurtulabilir?” diyorlardı… Petrus ona [Hz. İsa (as)’a], “Bak, biz herşeyi bırakıp senin ardından geldik” demeye başladı. “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi İsa, “[Allah rızası için] benim ve Müjde’nin [Allah’ın emirlerinin] uğruna evini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakıp da şimdi, bu çağda çekeceği zulümlerle birlikte yüz kat daha fazla eve, kardeşe, anneye, çocuğa, toprağa ve gelecek çağda sonsuz yaşama [cennete] kavuşmayacak hiç kimse yoktur. Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak.” (Markos, 10:17-31; Matta, 19:16-30; Luka, 18:18-30)

Hananya adında bir adam, karısı Safira’nın onayıyla bir mülk sattı, paranın bir kısmını kendine saklayarak gerisini getirip elçilerin buyruğuna verdi. Karısının da olup bitenlerden haberi vardı. Petrus ona, “Hananya, nasıl oldu da şeytana uydun… yalan söyleyip mülkün parasının bir kısmını kendine sakladın?” dedi. “Mülk satılmadan önce sana ait değil miydi? Sen onu sattıktan sonra da parayı dilediğin gibi kullanamaz mıydın? Neden yüreğinde böyle bir düzen kurdun? Sen insanlara değil, Allah’a yalan söylemiş oldun.” (Elçilerin İşleri, 5:1-4)

Kutsallara yapılacak para yardımına gelince: Galatya kiliselerine ne buyurduysam, siz de öyle yapın. Haftanın ilk günü herkes kazancına göre bir miktar para ayırıp biriktirsin. Öyle ki, yanınıza geldiğimde para toplamaya gerek kalmasın. Oraya vardığımda, bağışlarınızı götürmek üzere uygun gördüğünüz kişileri tanıtıcı mektuplarla Yeruşalim’e göndereceğim… (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 16:1-4)

Onlar, içtenliğinizi kanıtlayan bu hizmetten ötürü, açıkça benimsediğiniz Mesih Müjdesi’ne [Allah’ın Hz. İsa (as)’a vahyine] uyarak kendileriyle veherkesle malınızı cömertçe paylaştığınız için Allah’ı yüceltiyorlar.  (Pavlus’tan Korintlilere 2. Mektup, 9:13)

İmanlıların tümü bir arada bulunuyor, herşeyi ortaklaşa kullanıyorlardı. Mallarını mülklerini satıyor ve bunun parasını herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı. Her gün mescitte toplanmaya devam eden imanlılar, kendi evlerinde de ekmek bölüp içten bir sevinç ve sadelikle yemek yiyor ve Allah’ı övüyorlardı. Bütün halkın beğenisini kazanmışlardı. Rab de her gün yeni kurtulanları [hidayete erenleri] topluluğa katıyordu. (Elçilerin İşleri, 2:44-47)

Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: “Allah’ım, öbür insanlara –soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere– ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.” (Luka, 18:11-12)

Bu Melkisedek, Şalem Kralı ve Yüce Allah’ın din adamıydı. Kralları bozguna uğratmaktan dönen İbrahim’i karşılamış ve onu kutsamıştı. İbrahim de ona herşeyin ondalığını verdi…  (İbranilere Mektup, 7:1-2)

Siz de bilirsiniz, ey Filipililer, Müjde [Allah’ın emirleri] yayılmaya başladığında, Makedonya’dan ayrılışımdan sonra sizden başka hiçbir topluluk karşılıklı yardımlaşma konusunda benimle işbirliği yapmadı. Ben Selanik’teyken de, ihtiyacım olduğunda birkaç kez bana yardımda bulundunuz. Armağan peşinde değilim, ama ruhsal kazancın hesabınızda birikmesini [ahiretteki ecrinizin karşılığının çoğalmasını] istiyorum. Benim herşeyim var, bolluk içindeyim. Epafroditus’un eliyle gönderdiğiniz armağanları alınca bir eksiğim kalmadı. Bunlar güzel kokulu sunular, Allah’ın beğenisini kazanan, O’nu hoşnut eden kurbanlardır. Allah’ım da her ihtiyacınızı Kendi zenginliğiyle… görkemli bir biçimde karşılayacaktır. Allah’a sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin. (Pavlus’tan Filipililere Mektup, 4:15-20)

Dindar bir adamdı. Hem kendisi hem de bütün ev halkı Allah’tan korkardı. Halka çok yardımda bulunur, Allah’a sürekli dua ederdi. Bir gün saat üç sularında, bir görümde Allah’ın bir meleğinin kendisine geldiğini açıkça gördü. Melek ona, “Kornelius” diye seslendi. Kornelius korku içinde gözlerini ona dikti, “Ne var, efendim?” dedi. Melek ona şöyle dedi:”Duaların ve sadakaların anılmak üzere Allah Katına ulaştı.” (Elçilerin İşleri, 10:2-4)

Ama şimdi kutsallara [kendini Allah’a adamışlara] bir hizmet için Yeruşalim’e gidiyorum. Çünkü Makedonya ve Ahaya’da bulunanlar, Yeruşalim’deki kutsallar arasında yoksul olanlar için yardım toplamayı uygun gördüler. Evet, uygun gördüler. Gerçekte onlara yardım borçlular. Uluslar, onların ruhsal bereketlerine [manevi zenginliklerine] ortak olduklarına göre, maddesel bereketlerle onlara hizmet etmeye borçlular. Bu işi bitirip sağlanan yardımı onlara ulaştırdıktan sonra size uğrayacağım, sonra da İspanya’ya gideceğim. Yanınıza geldiğimde, [Allah’ın dilemesiyle] Mesih’in bereketinin doluluğuyla geleceğimi biliyorum. (Pavlus’tan Romalılara Mektup, 15:25-29)

Şunu unutmayın: Az eken az biçer, çok eken çok biçer. Herkes yüreğinde niyet ettiği gibi versin; isteksizce ya da zorlanmış gibi değil. Çünkü Allah sevinçle vereni sever. Her zaman, her yönden, herşeye yeterli ölçüde sahip olarak her iyi işe cömertçe katkıda bulunabilmeniz için, Allah her nimeti size bol bol sağlayacak güçtedir. (Pavlus’tan Korintlilere 2. Mektup, 9:6-8)

İncilde Namaz

Sonra İsa öğrencileriyle birlikte Getsemani denen yere geldi. Öğrencilerine, “Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun” dedi… Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı…(Matta, 26:36-39)

İsa öğrencilerine, “Ben dua ederken siz burada oturun” dedi… Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı…  (Markos, 14:32-35)

[İnananlar topluluğu]… yüzüstü yere kapanıp Allah’a ibadet edecektir.  (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 14:25)

… Yirmi dört ihtiyar yüzüstü yere kapandı. Allah’a ibadet ederek şöyle dediler: “Herşeye gücü yeten, var olan, var olmuş olan Rab Allah! Sana şükrediyoruz…” (Vahiy, 11:16-17)

… Yüzüstü yere kapanıp Allah’a ibadet ederek şöyle diyorlardı: “Amin! Övgü, yücelik, bilgelik, şükran, saygı, güç, kudret, sonsuzlara dek Allah’ımızın olsun! Amin!” (Vahiy, 7:11)

Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: “Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere mescide çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‘Allah’ım, öbür insanlara –soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere– ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için Sana şükrederim.'” (Luka, 18:9-11)

Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikayetiniz varsa onu bağışlayın ki, Allah da sizin suçlarınızı bağışlasın. (Markos, 11:25-26)

İsa dışarı çıktı, her zamanki gibi Zeytin Dağı’na gitti. Öğrenciler de onun ardından gittiler. Oraya varınca İsa onlara, “Dua edin ki yoldan sapmayasınız” dedi. Onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı vediz çökerek şöyle dua etti: “Allah’ım, Senin isteğine uygunsa, bu kaseyi benden uzaklaştır. Yine de benim değil, Senin istediğin olsun.” (Luka, 22:39-42)

Petrus, herkesi dışarı çıkarttı, diz çöküp dua etti… (Elçilerin İşleri, 9:40)

Pavlus bu sözleri söyledikten sonra diz çöküp onlarla birlikte dua etti. (Elçilerin İşleri, 20:36)

Günümüz dolunca kentten ayrılıp yolumuza devam ettik. İmanlıların hepsi, eşleri ve çocuklarıyla birlikte bizi kentin dışına kadar geçirdiler. Deniz kıyısındadiz çöküp dua ettik. (Elçilerin İşleri, 21:5)

Bunun için… Allah’ın huzurunda diz çökerim. (Pavlus’tan Efeslilere Mektup, 3:14-15)

Sonra diz çökerek yüksek sesle şöyle dedi: “Ya Rab, bu günahı onlara yükleme!”… (Elçilerin İşleri, 7:60)

Yazılmış olduğu gibi: “Rab şöyle diyor: ‘Varlığım hakkı için her diz önümde çökecek, her dil Allah olduğumu açıkça söyleyecek.'” (Pavlus’tan Romalılara Mektup, 14:11)

… Gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün…  (Pavlus’tan Filipililere Mektup, 2:10)

İncil’de İbadet Vakitleri

Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı. (Markos, 1:35)

Halkı gönderdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olurken orada yalnızdı. (Matta, 14:23)

O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Allah’a dua ederek geçirdi. (Luka, 6:12)

Bir gün Petrus’la Yuhanna, saat üçte, dua vaktinde mescite çıkıyorlardı. (Elçilerin İşleri, 3:1)

Ertesi gün onlar yol alıp kente yaklaşırlarken, saat on iki sularında Petrus dua etmek için dama çıktı. (Elçilerin İşleri, 10:9)

Kornelius, “Üç gün önce bu sıralarda, saat üçte evimde dua ediyordum” dedi. “Birdenbire, parlak giysili bir adam önüme çıkıverdi. ‘Kornelius’ dedi, ‘Allah senin duanı işitti [kabul etti], verdiğin sadakaları andı [kabul etti].” (Elçilerin İşleri, 10:30-31)

Advertisements

Hz. İsa (as) ‘ın beşeri özellikleri ve Allah’ın kulu olması

Hz. İsa (as) Bir İnsandır

…. O [Hz. İsa] İnsanoğlu’dur. Buna şaşmayın. Mezarda olanların hepsinin O’nun [Allah’ın] sesini işitecekleri saat geliyor. Ve onlar mezarlarından çıkacaklar. İyilik yapmış olanlar yaşamak, kötülük yapmış olanlar yargılanmak üzere dirilecekler. (Yuhanna, 5:27-29)

Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Allah’ın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. (Elçilerin İşleri, 2:22)

Hz. İsa (as) ‘ın Doğumu, Soyu, Yakınları

Meryem bir oğul doğuracak. Adını İsa koyacaksın… (Matta, 1:21)

Eve girip çocuğu annesi Meryem’le birlikte görünce yere kapanarak O’na [Allah’a] tapındılar… (Matta, 2:11)

Onlar oradayken, Meryem’in doğurma vakti geldi ve ilk oğlunu doğurdu. Onu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Çünkü handa yer yoktu. (Luka, 2:6-7)

Daha sonra İsa’nın annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durdular, haber gönderip onu çağırdılar. (Markos, 3:31)

Önden giden ve arkadan gelen kalabalıklar şöyle bağırıyorlardı: “Davut oğluna hozana (şimdi kurtar)! Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun, en yücelerde hozana!” İsa Kudüs’e girdiği zaman bütün kent, “Bu kimdir?” diyerek çalkalandı. Kalabalıklar, “Bu, Celile’nin Nasıra kentinden İsa Peygamber” diyordu.(Matta, 21:9-11)

Meryem’in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun’un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?…(Markos, 6:3)

İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soyuyla ilgili kayıt şöyledir… (Matta, 1:1-2)

Hz. İsa (as) ‘ın Çocukluğu, Bilgi ve Bedence Gelişimi

Şimon onları kutsayıp çocuğun annesi Meryem’e şöyle dedi: “Bu çocuk, İsrail’de birçok kişinin düşmesine ya da yükselmesine yol açmak… [ve] bir belirti olmak üzere belirlenmiştir.” (Luka, 2:34)

Çocuk [Hz. İsa (as) ] büyüyor, güçleniyor ve bilgelikte yetkinleşiyordu. Allah’ın lütfu onun üzerindeydi. (Luka, 2:40)

İsa bilgelikte ve boyda gelişiyor, Allah’ın ve insanların beğenisini kazanıyordu. (Luka, 2:52)

Bayramdan sonra eve dönerlerken küçük İsa Yeruşalim’de kaldı…. Sonra onu akrabalar ve dostlar arasında aramaya başladılar. Bulamayınca onu araya araya Yeruşalim’e döndüler. Üç gün sonra onu mescitte buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu. Onu dinleyen herkes, zekasına ve verdiği yanıtlara hayran kalıyordu. (Luka, 2:43-47)

Hz. İsa (as) ‘ın Acıkması ve Yemek Yemesi

Sevinçten hâlâ inanamayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, “Sizde yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa onu alıp gözlerinin önünde yedi. (Luka, 24:41-43)

Daha sonra İsa, Levi’nin evinde yemek yerken… (Markos, 2:15)

Akşam olunca İsa on iki öğrencisiyle yemeğe oturdu. Yemek yerlerken, “Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek” dedi. (Matta, 26:20-21)

İsa… sonra acıktı. (Matta, 4:2)

… Şeria Irmağı’ndan dönen İsa… o günlerde hiçbir şey yemedi. Dolayısıyla bu süre sonunda acıktı.  (Luka, 4:1-2)

… İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, “Bana su ver, içeyim” dedi. (Yuhanna, 4:6-7)

O da, “Bana ihanet edecek olan” dedi, “elindeki ekmeği benimle birlikte sahana batırandır.” (Matta, 26:23)

Sonra İsa, Levi’nin evinde yemek yerken, birçok vergi görevlisiyle günahkar onunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturmuştu. Onu izleyen böyle birçok kişi vardı. (Markos, 2:15)

Ferisilerden biri İsa’yı yemeğe çağırdı. O da Ferisi’nin evine gidip sofraya oturdu. (Luka, 7:36)

İsa Beytanya’da cüzzamlı Simun’un evinde sofrada otururken yanına bir kadın geldi… (Markos, 14:3)

Sofraya oturmuş yemek yerlerken İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Sizden biri, benimle yemek yiyen biri bana ihanet edecek.” (Markos, 14:18)

İsa onlara, “Onikilerden biridir, ekmeğini benimle birlikte sahana batırandır” dedi. (Markos, 14:20)

Sonra Levi, evinde İsa’nın onuruna büyük bir şölen verdi. Vergi görevlileriyle başka kişilerden oluşan büyük bir kalabalık onlarla birlikte yemeğe oturmuştu. (Luka, 5:29)

Mayasız Ekmek bayramının ilk günü öğrenciler İsa’nın yanına gelerek, “Fısıh yemeğini yemen için nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.(Matta, 26:17)

İsa bundan sonra eve gitti. Yine öyle büyük bir kalabalık toplandı ki, İsa’yla öğrencileri yemek bile yiyemediler.  (Markos, 3:20)

İsa onlara, “Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin” dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı.(Markos, 6:31)

Hz. İsa (as) ‘ın Yorulup Dinlenmesi, Uyuması

… İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu… (Yuhanna, 4:6)

İsa, kayığın uç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu… (Markos, 4:38)

Hz. İsa (as) ‘ın Diğer İnsani Vasıflarına Bir Örnek

İsa, kalabalığın arasında sıkışıp kalmamak için öğrencilerine bir kayık hazır bulundurmalarını söyledi. (Markos, 3:9)

Hz. İsa (as) Allah’ın Kuludur

Allah, sizleri kötü yollarınızdan döndürüp kutsamak için kulunu [Hz. İsa (as) ‘ı] ortaya çıkarıp önce size gönderdi. (Elçilerin İşleri, 3:26)

İsa ona şöyle karşılık verdi: “… Allah’ın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin‘ diye yazılmıştır.” (Matta, 4:10)

İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: ‘Dinle, ey İsrail! Allah’ımız Rab tek Rab’dir. Allah’ın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.'” (Markos, 12:29-30)

Din bilgini İsa’ya, “İyi söyledin, öğretmenim” dedi. “‘Allah tektir ve O’ndan başkası yoktur’ demekle doğruyu söyledin… İsa onun akıllıca yanıt verdiğini görünce, “Sen Allah’ın Egemenliğinden uzak değilsin” dedi… (Markos, 12:32-34)

İsa ona şu karşılığı verdi: “‘Allah’ın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin’ diye yazılmıştır.” (Luka, 4:8)

Hz. İsa (as) Allah’ın Gönderdiği Bir Peygamberdir

[Hz. İsa (as) :] “Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni Gönderenin [Allah’ın] istediğini yapmaktır.”  (Yuhanna, 5:30)

Beni Gönderen [Allah]… benim için şahittir. (Yuhanna, 5:37)

… Beni Senin gönderdiğine iman ettiler. (Yuhanna, 17:8)

[Hz. İsa (as) :] “… Ben kendiliğimden gelmedim. Ama beni Gönderen gerçektir. Ne var ki, O’nu [Allah’ı] tanımıyorsunuz. Oysa ben O’nu [Allah’ı] tanıyorum. Çünkü O’ndanım ve beni O gönderdi.”  (Yuhanna, 7:28-29)

İsa, “Allah tarafından onaylanan iş, O’nun [Allah’ın] gönderdiği kişiye iman etmenizdir” diye karşılık verdi. (Yuhanna, 6:29)
Allah’ın gönderdiği kişi Allah’ın sözlerini konuşur… (Yuhanna, 3:34)

Halk, İsa’nın yaptığı mucizeyi görünce, “Gerçekten dünyaya gelecek olan Peygamber budur” dedi. (Yuhanna, 6:14)

… Kalabalıklar, “Bu, Celile’nin Nasıra kentinden İsa Peygamber” diyordu. (Matta, 21:11)

… “O adam, Allah’ın ve bütün halkın önünde gerek söz, gerek eylemde güçlü bir Peygamberdi.” (Luka, 24:19)

İsa, “Başka yere gidelim” dedi, “Yakın kasabalara. Oralarda da sözü yaymam gerek. Çünkü bunun için geldim.” (Markos, 1:38)

… Onu [Hz. İsa (as) ‘ı] reddettiler. Ama İsa onlara şöyle dedi: “Bir Peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde hor görülmez.” (Matta, 13:57)

Onu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, onu [Hz. İsa (as) ‘ı] Peygamber sayıyordu.  (Matta, 21:46)

İsa da onlara, “Bir Peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez” dedi. (Markos, 6:4)

… Çünkü beni Göndereni [Allah’ı] tanımıyorlar. [Allah’ı tenzih ederiz.] (Yuhanna, 15:21)

Allah, sizleri kötü yollarınızdan döndürüp kutsamak için kulunu [Hz. İsa (as) ‘ı] ortaya çıkarıp önce size gönderdi. (Elçilerin İşleri, 3:26)
… İsa, “Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var” dedi. Öğrenciler birbirlerine, “Acaba biri ona yiyecek mi getirdi?” diye sordular. İsa, “Benim yemeğim, beni Gönderenin [Allah’ın] isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır” dedi. (Yuhanna, 4:31-34)

Herkesi bir korku almıştı. “Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı!“… diyerek Allah’ı yüceltmeye başladılar. İsa’yla ilgili bu haber bütün Yahudiye’ye ve çevre bölgelere yayıldı. (Luka, 7:16-17)

Hz. İsa (as) ‘ın Allah’ın Verdiği Buyrukları Yerine Getirmesi

… Allah’ın bana verdiği buyruk uyarınca iş görüyorum… (Yuhanna, 14:31)

… Size önemle belirtirim ki, elçi kendiliğinden hiçbir şey yapamaz…  (Yuhanna, 5:19)

… Ben her zaman O’nun [Allah’ın] beğendiği işleri yapıyorum. (Yuhanna, 8:29)

[Hz. İsa (as) :] “Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam… Amacım kendi istediğimi değil, beni Gönderenin [Allah’ın] istediğini yapmaktır.” (Yuhanna, 5:30)

[Hz. İsa (as) :] “… kendi isteğimi değil, beni Gönderenin [Allah’ın] isteğini yerine getirmek için geldim.” (Yuhanna, 6:38)

Hz. İsa (as) ‘ı Konuşturan Allah’tır

… Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum…  (Yuhanna, 14:10)

… Benim öğretişim kendimden değil, beni Gönderenden [Allah’tan] esinleniyor.  (Yuhanna, 7:16)

Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Ne diyeceğimi, ne konuşacağımı beni gönderen Allah buyurdu. O’nun buyruğunun ise sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için konuştuğum her sözü Allah’ın bana bildirdiği gibi söylüyorum. (Yuhanna, 12:49-50)

Beni sevmeyen, sözlerimi tutmaz. İşittiğiniz söz benim değil, beni gönderen Allah’ındır. (Yuhanna, 14:24)

… Ama beni Gönderen [Allah] gerçektir ve ben O’ndan [Allah’tan] duyduklarımı dünyaya bildiriyorum. (Yuhanna, 8:26)

Allah’ın gönderdiği kişi Allah’ın sözlerini konuşur… (Yuhanna, 3:34)

Hz. İsa (as) ‘a Herşeyi Veren Allah’tır

… İsa, Rab’bin gücü sayesinde hastaları iyileştiriyordu.  (Luka, 5:17)

Herşey bana Rabbim tarafından verildi… (Matta, 11:27)

İsa Allah’ın herşeyi kendi ellerine verdiğini ve Allah’tan gelmiş olup yine Allah’a gittiğini biliyordu. (Yuhanna, 13:3)

Onları bana veren Rabbim her varlıktan üstündür… (Yuhanna, 10:29)

Kendisine Rabbimden olanak sağlanmadıkça, kimse bana gelemez…  (Yuhanna, 6:65)

… Şaşırdılar. “Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir?” dediler. İsa onlara, “Benim öğretim benim değil, beni Gönderenindir [Allah’ındır]” diye karşılık verdi. “Eğer bir kimse Allah’ın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Allah’tan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir. Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini Göndereni [Allah’ı] yüceltmek isteyen doğrudur…” (Yuhanna, 7:15-18)

Hz. İsa (as) ‘ın Allah’a İbadet ve Dua Etmesi

Biraz ileriye giderek yüzüstü yere kapandı, duaya koyuldu… (Matta, 26:39)

Halkı salıverdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı… (Matta, 14:23)

Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti,orada dua etmeye başladı.  (Markos, 1:35)

Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı. (Markos, 6:46)

İsa öğrencilerine, “Ben dua ederken siz burada oturun” dedi. (Markos, 14:32)

O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Allah’a dua ederek geçirdi. (Luka, 6:12)

Bir gün İsa tek başına dua ediyordu, öğrencileri de yanındaydı… (Luka, 9:18)

İsa bir yerde dua ediyordu… (Luka, 11:1)

… Ben, imanını yitirmeyesin diye senin için [Allah’a] dua ettim… (Luka, 22:32)

Sonra İsa öğrencileriyle birlikte Getsemani denen yere geldi. Öğrencilerine, “Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun” dedi. (Matta, 26:36)

Mesih, yeryüzünde olduğu günlerde kendisini ölümden kurtaracak güçte olan Allah’a büyük feryat ve gözyaşlarıyla dua etti, yakardı ve Allah korkusu nedeniyle işitildi. (İbranilere Mektup, 5:7)

İsa, “Onları buraya, bana getirin” dedi. Halka çayıra oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle iki balığı aldı… şükretti; sonra ekmekleri bölüp öğrencilerine verdi, onlar da halka dağıttılar. (Matta, 14:18-19)

Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi. (Luka, 24:30)

Hz. İsa (as) ‘ın İmtihan Olması

[Hz. İsa (as) :] “Denendiğim zamanlar benimle birlikte sabretmiş olanlar sizlersiniz.” (Luka, 22:28)

Sonra şeytan İsa’yı yükseklere çıkararak bir anda ona dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. Ona, “Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim” dedi. “Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm. Bana taparsan, hepsi senin olacak.” İsa ona şu karşılığı verdi: “‘Allah’ın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin’ diye yazılmıştır.” (Luka, 4:5-8)

Bundan sonra İsa, şeytan tarafından denenmek üzere… çöle götürüldü. (Matta, 4:1)

… Şeria Irmağı’ndan dönen İsa… kırk gün şeytan tarafından denendi.  (Luka, 4 :1)

İsa çölde kaldığı kırk gün boyunca şeytan tarafından denendi…  (Markos, 1:13)

Şeytan, İsa’yı her bakımdan denedikten sonra… (Luka, 4:13)

İncil’de Yaratılış ile ilgili açıklamalar

… Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, yeri, göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, diri [Hayy] olan Allah’a dönmeye çağırıyoruz… [Allah] size iyilik [ihsan] ediyor. Gökten yağmur yağdırıyor, çeşitli ürünleriyle mevsimleri düzenliyor, sizi yiyecekle doyurup yüreklerinizi sevinçle dolduruyor.(Elçilerin İşleri, 14:15-17)

Dünyayı ve içindekilerin tümünü yaratan, yerin ve göğün Rabbi olan Allah… Herkese yaşam, soluk ve herşeyi veren Kendisi… Allah, bütün ulusları tek insandan türetti ve onları yeryüzünün dört bucağına yerleştirdi. (Elçilerin İşleri, 17:24-25)

Nitekim şöyle yazılmıştır: “İlk insan Adem yaşayan can oldu.”… İlk insan yerden, yani topraktandır… (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 15:45-47)

Yine diyor ki, “Ya Rab, başlangıçta yerin temellerini Sen attın. Gökler de Senin ellerinin yapıtıdır.” (İbranilere Mektup, 1:10)

Her varlığa yaşam veren Allah‘ın huzurunda sana buyuruyorum. (Pavlus’tan Timoteos’a 1. Mektup, 6:13)

Her evin bir yapıcısı vardır, oysa herşeyi yapan Allah’tır. (İbranilere Mektup, 3:4)

Herşeyin kaynağı O’dur [Allah’tır]; herşey O’nun tarafından ve O’nun için var oldu. Sonsuza dek O’na yücelik olsun. Amin. (Pavlus’tan Romalılara Mektup, 11:36)

İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Allah’ın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir. Çünkü biz Allah’ın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere… yaratıldık.  (Pavlus’tan Efeslilere Mektup, 2:8-10)

O [Allah]… bizi, Kendi isteği uyarınca… yaşama kavuşturdu.  (Yakup’un Mektubu, 1:18)

Ne var ki, göklerin çok önceden Allah’ın sözüyle var olduğunu, yerin sudan ve su aracılığıyla yaratıldığını bile bile unutuyorlar. (Petrus’un 2. Mektubu, 3:5)

… Çünkü O [Allah], Güneş’ini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır. (Matta, 5:45)

İki serçe bir meteliğe satılmıyor mu? Ama Allah’ın izni olmadan bunlardan bir teki bile yere düşmez. Size gelince, başınızdaki bütün saçlar bile sayılıdır. (Matta, 10:29-30)

Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Allah’a şöyle seslendiler: “Ey Efendimiz! Yeri göğü, denizi ve onların içindekilerin tümünü yaratan Sensin.”(Elçilerin İşleri, 4:24)

Allah, yaratılışın başlangıcından ‘İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.’  (Markos, 10:6)

İsa şu karşılığı verdi: “Kutsal Yazılar’ı [Allah’ın vahyini] okumadınız mı? Yaradan [Allah] başlangıçtan ‘İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.‘” (Matta, 19:4)

Bizim için tek bir Allah vardır. O herşeyin kaynağıdır, bizler O’nun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var… Herşey O’nun aracılığıyla [Allah’ın emriyle] yaratıldı, biz de O’nun aracılığıyla yaşıyoruz.  (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 8:5-6)

Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen herşey… O’nun aracılığıyla [Allah’ın emriyle] ve O’nun için yaratıldı. Herşeyden önce var olan O’dur ve herşey varlığını O’nda sürdürmektedir. (Pavlus’tan Koloselilere 1. Mektup, 1:16-17)

Herşey O’nun [Allah] tarafından var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. (Yuhanna, 1:3)

… Yeryüzü ve içindeki herşey Rab’bindir. (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 1:26)

Çünkü Allah’a ilişkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir; Allah [varlığının delillerinin] hepsini gözlerinin önüne sermiştir. Allah’ın görünmeyen nitelikleri –sonsuz gücü ve İlahlığı– dünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur. Allah’ı bildikleri halde O’nu Allah olarak yüceltmediler, O’na şükretmediler. Tersine, düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü. Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar. Ölümsüz Allah’ın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler. (Pavlus’tan Romalılara Mektup, 1:19-26)

Üzerine sık sık yağan yağmuru emen ve kimler için işleniyorsa onlara yararlı bitkiler üreten toprağı Allah bereketli kılar. (İbranilere Mektup, 6:7)

Kuran ve İncil’deki benzer ifadelerden bir kısmı

Allah Baki olandır:

İNCİL: Yine diyor ki, “Ya Rab, başlangıçta, dünyanın temellerini sen attın. Gökler de Senin ellerinin yapıtıdır. Onlar yok olacak, ama Sen kalıcısın. Hepsi bir giysi gibi eskiyecek. Bir kaftan gibi düreceksin onları, bir giysi gibi değiştirilecekler. Ama Sen hep aynısın, yılların tükenmeyecek.“(İbranilere Mektup, 1:10-12)

KURAN:  (Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (Kendisi) Baki kalacaktır.  (Rahman Suresi, 26-27)

Allah herşeyin Yaratıcısıdır:

İNCİL: Herşeyin kaynağı O’dur; herşey O’nun tarafından ve O’nun için var oldu. O’na sonsuza dek yücelik olsun! Amin. (Pavlus’tan Romalılara Mektup, 11:36)

KURAN: İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısı’dır, öyleyse O’na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir.(En’am Suresi, 102)

Allah şekil ve suret verendir:

İNCİL: Gerçek şu ki, Allah bedenin her üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir. (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 12:18)

KURAN: Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O’dur. O’ndan başka İlah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 6)

Allah dua edenin duasına icabet eder:

İNCİL: [Allah’tan] dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır. (Matta, 7:7)

İNCİL: İmanla dua ederseniz, dilediğiniz herşeyi alırsınız.  (Matta, 21:22)

KURAN: Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mü’min Suresi, 60)

KURAN: Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm.Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)

Allah’ın elçisine iman ve itaat eden Allah’a itaat etmiş olur:

İNCİL: [Hz. İsa (as):] “… Beni kabul eden de beni Göndereni [Allah’ı] kabul etmiş olur.” (Matta, 10:40; Markos, 9:37)

İNCİL: [Hz. İsa (as):] “… Beni reddeden de beni Göndereni [Allah’ı] reddetmiş olur.” (Luka, 10:16)

KURAN: Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 10)

KURAN: Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)

Peygamber kendisinden konuşmaz, Allah’ın vahyini iletir:

İNCİL: İsa onlara, “Benim öğretim benim değil, beni Gönderenindir [Allah’ındır]” diye karşılık verdi. (Yuhanna, 7:16)

İNCİL: Bu nedenle İsa şöyle dedi: “… benim o olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Allah’ın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız.” (Yuhanna, 8:28)

KURAN: O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. (Necm Suresi, 3-4)

KURAN: “Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah’tan biliyorum.” (Araf Suresi, 62)

Allah elçisine itaat edeni sever:

İNCİL: İsa ona şu karşılığı verdi: “Beni seven sözüme uyar, Allah’ım da onu sever… Beni sevmeyen, sözlerime uymaz. İşittiğiniz söz benim değil, beni gönderen Allah’ındır.” (Yuhanna, 14:23-24)

İNCİL: [Hz. İsa (as):] “Kim buyruklarımı bilir ve yerine getirirse, işte beni seven odur. Beni seveni Allah’ım da sevecektir. Ben de onu seveceğim…” (Yuhanna, 14:21)

KURAN: De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” De ki: “Allah’a ve elçisine itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez. (Al-i İmran Suresi, 31-32)

Müminlerin zorluklarla imtihan olmaları:

İNCİL: [Hz. İsa (as):] “… [Allah rızası için] bana olan bağlılığınızdan ötürü insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü [ahiretteki] ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşamış olan peygamberlere de böyle zulmettiler.” (Matta, 5:10-12)

İNCİL: … “Allah’ın Egemenliği’ne [cennete], birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerekir” diyorlardı. (Elçilerin İşleri, 14:22)

KURAN: Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü’minlerle; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)

Herkesin gücünün kaldırabileceği kadarıyla imtihan olması:

İNCİL: Herkesin karşılaştığı denemelerden başka denemelerle karşılaşmadınız. Allah güvenilirdir, gücünüzü aşan biçimde denenmenize izin vermez. Dayanabilmeniz için denemeyle birlikte çıkış yolunu da sağlayacaktır.  (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 10:13)

KURAN: … Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah’ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. (Enam Suresi, 152)

KURAN: … Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir.  (Talak Suresi, 2)

Allah için canını malını satmış olmak:
İNCİL: Kalabalık halk toplulukları İsa’yla birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: “Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz.” (Luka, 14:25-26)

KURAN: De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cehd etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 24)

İmanın sağlam bir temel üzerine kurulması:

İNCİL: [Hz. İsa (as):] “İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur. Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes, evini kum üzerine kuran budala adama benzer. Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, evi sarsar. Ev yıkılır; yıkılışı da korkunç olur.” (Matta, 7:24-27)

İNCİL: [Hz. İsa (as):] “Bana gelen ve sözlerimi duyup uygulayan kişinin kime benzediğini size anlatayım. Böyle bir kişi, evini yaparken toprağı kazan, derinlere inip temeli kaya üzerine atan adama benzer. Sel sularıyla kabaran ırmak o eve saldırsa da, onu sarsamaz. Çünkü ev sağlam yapılmıştır. Ama sözlerimi duyup da uygulamayan kişi, evini temel koymaksızın toprağın üzerine kuran adama benzer. Kabaran ırmak saldırınca ev hemen çöker. Evin yıkılışı da korkunç olur.” (Luka, 6:47-49)

KURAN: Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine Kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)

Allah yolunda hicret eden kişiye bereket verilmesi:

İNCİL: “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi İsa, “[Allah rızası için] benim ve Müjde’nin [Allah’ın emirlerinin] uğruna evini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakıp da şimdi, bu çağda çekeceği zulümlerle birlikte yüz kat daha fazla eve, kardeşe, anneye, çocuğa, toprağa ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur. Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak.” (Markos, 10:29-31)

KURAN: Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah’a ve Resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah’a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (Nisa Suresi, 100)

İnfak ibadetini gösteriş konusu yapmamak:

İNCİL: Bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İkiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için… böyle yaparlar. (Matta, 6:2)

KURAN: Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna hidayet vermez. (Bakara Suresi, 264)

Mal yığıp biriktirmemek:

İNCİL: Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun yerine kendinize gökte [ahiret için] hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır. (Matta, 6:19-21)

KURAN: Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor. Hayır; andolsun o, ‘hutame’ye atılacaktır. (Hümeze Suresi, 2-4)

Müminler, kendileri ihtiyaç içinde olsalar da infak ederler:

İNCİL: İsa başını kaldırdı ve bağış toplanan yerde bağışlarını bırakan zenginleri gördü. Yoksul bir dul kadının oraya iki bakır para attığını görünce, “Size gerçeği söyleyeyim” dedi, “Bu yoksul dul kadın herkesten daha çok verdi. Çünkü bunların hepsi kutuya, zenginliklerinden artanı attılar. Bu kadın ise yoksulluğuna karşın, geçinmek için elinde ne varsa hepsini verdi.” (Luka, 21:1-4)

KURAN: Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

İbadet ederken gösteriş yapmamak:

İNCİL: “Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayın. Onlar, herkes kendilerini görsün diye… köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar karşılıklarını almışlardır. Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Allah’a dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Allah’ınız sizi ödüllendirecektir. (Matta, 6:5-6)

KURAN: Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar. (Maun Suresi, 6-7)

KURAN: Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah’ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar. (Nisa Suresi, 142)

Allah’a yaklaştıran kurban eti değil, takvadır:

İNCİL: … Hâlâ putperest alışkanlıklarının etkisinde kalan bazıları, yedikleri etin puta sunulduğunu düşünüyorlar. Vicdanları zayıf olduğu için lekeleniyor.Yiyecek bizi Allah’a yaklaştırmaz…  (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 8:7-8)

KURAN: Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah’a ulaşmaz, ancak O’na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O’nun size hidayet vermesine karşılık Allah’ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver. (Hac Suresi, 37)

Başkalarını uyarırken kişinin kendisini unutmaması:

İNCİL: Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği fark etmezsin? Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün. (Matta, 7:3-5; Luka, 6:37-42)

İNCİL: Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: “… Size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar.” (Matta, 23:1-3)

KURAN: Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara Suresi, 44)

İnkar edenlerin gözlerinin ve kulaklarının körelmesi:

İNCİL: Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü, ‘Gördükleri halde görmezler, duydukları halde duymaz ve anlamazlar.‘ “Böylece Yeşaya’nın peygamberlik sözü onlar için gerçekleşmiş oldu: ‘Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız, bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz! Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı, kulakları ağırlaştı. Gözlerini kapadılar. Öyle ki, gözleri görmesin, kulakları duymasın, yürekleri anlamasın ve Bana dönmesinler. Dönselerdi, onları iyileştirirdim.’ (Matta, 13:13-15)

İNCİL: Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz? Kulaklarınız olduğu halde işitmiyor musunuz? (Markos, 8:18-19)

KURAN: Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

KURAN: Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır. (Bakara Suresi, 7)

Kötülüğe iyilikle karşılık vermek:

İNCİL: [Hz. İsa (as):] “Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin.” (Luka, 6:27-28)

İNCİL: Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya dikkat edin. Herkesle barış içinde yaşamak için elinizden geleni yapın. Mümkünse, elinizden geldiğince herkesle barış içinde yaşayın. Sevgili kardeşler, kimseden öç almayın; bunu Allah’ın gazabına bırakın. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Rab diyor ki, ‘Öç benimdir, ben karşılık vereceğim.'” Ama, “Düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver. Bunu yapmakla onu utanca boğarsın.” Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen. (Pavlus’tan Romalılara Mektup, 12:17-21)

KURAN: İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34)

KURAN: İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (Kasas Suresi, 54)

Evlere girildiğinde selam vermek:

İNCİL: Hangi eve girerseniz, önce, ‘Bu eve esenlik olsun!’ deyin. Orada esenliksever biri varsa, dilediğiniz esenlik onun üzerinde kalacak; yoksa, size dönecektir. (Luka, 10:5-6)

KURAN: Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve  (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. (Nur Suresi, 27)

Allah dilerse (İnşaAllah) demek:

İNCİL: Dinleyin şimdi, “Bugün ya da yarın filan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacağız ve para kazanacağız” diyen sizler, yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Yaşamınız nedir ki? Kısa bir süre görünen ve sonra kaybolan bir buğu gibisiniz. Bunun yerine, “Rab dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız” demelisiniz. (Yakup’un Mektubu, 4. Bölüm, 13:15)

KURAN: Hiçbir şey hakkında: “Ben bunu yarın mutlaka yapacağım” deme. Ancak: “Allah dilerse” (inşaAllah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: “Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir.” (Kehf Suresi, 23-24)

Verilen ahde bağlı kalmak:

İNCİL: Yine atalarımıza, ‘Yalan yere ant içmeyeceksin, ama Rab’bin huzurunda içtiğin antları yerine getireceksin’ dendiğini duydunuz. (Matta, 5:33)

KURAN: Ahidleştiğiniz zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; çünkü Allah’ı üzerinize kefil kılmışsınızdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (Nahl Suresi, 91)

İman edenlerin çekişip ayrılığa düşmemeleri:

İNCİL: Kardeşler… hepiniz uyum içinde olun, aranızda bölünmeler olmadan aynı düşünce ve görüşte birleşin… (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 1:10-11)

KURAN: Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

Dinde kolaylık vardır:

İNCİL: [Hz. İsa (as):] “Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. [Allah rızası için] boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.” (Matta, 11:28-30)

KURAN: Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz. (Kehf Suresi, 88)

KURAN: Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini (nde olduğu gibi)… (Hac Suresi 78)

Dünya hayatının geçiciliği:

İNCİL: Dünyayı ve dünyaya ait şeyleri sevmeyin. Dünyayı sevenin Allah’a sevgisi yoktur. Çünkü dünyaya ait olan herşey, doğal benliğin tutkuları, gözün tutkuları ve maddi yaşamın verdiği gurur Allah’tan değil, dünyadandır. Dünya ve dünyasal tutkular geçer, ama Allah’ın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar. (Yuhanna’nın 1. Mektubu, 2:15-17)

İNCİL: … Gurbeti andıran bu dünyadaki zamanınızı Allah korkusuyla geçirin. Biliyorsunuz ki, atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeylerle [kurtulamazsınız]… (Petrus’un 1. Mektubu, 1:17-18)

KURAN: Allah dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır da. Onlar ise dünya hayatına sevindiler. Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta’dan başkası değildir. (Rad Suresi, 26)

KURAN: (Onlar için) Dünyada geçici bir meta (vardır). Sonra dönüşleri Bizedir; sonra da inkara sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız. (Yunus Suresi, 70)

Ahirette görüşün keskinleşmesi:

İNCİL: Şimdi herşeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman [ahirette] yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim… (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 13:12-13)

KURAN: “Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.” (Kaf Suresi, 22)

Cehennem ehlinin müminlerden su talep etmeleri:

İNCİL: Ölüler diyarında [cehennemde] ıstırap çeken zengin adam başını kaldırıp uzakta [cennette] İbrahim’i ve onun yanında Lazar’ı gördü. ‘Ey babamız İbrahim, acı bana!’ diye seslendi. ‘Lazar’ı gönder de parmağının ucunu suya batırıp dilimi serinletsin. Bu alevlerin içinde azap çekiyorum.’ (Luka, 16:23-24)

KURAN: Ateşin halkı cennet halkına seslenir: “Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.” Derler ki: “Doğrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak) kılmıştır.” (Araf Suresi, 50)

İnkarcıların ölüler konuşsa bile iman etmemeleri:

İNCİL: İbrahim ona, ‘Eğer Musa ile peygamberleri dinlemezlerse, ölüler arasından biri dirilse bile ikna olmazlar‘ dedi. (Luka, 16:31)

KURAN: Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, –Allah’ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (Enam Suresi, 111)

İlk insandan yaratılış:

İNCİL: … Allah, bütün ulusları tek insandan türetti ve onları yeryüzünün dört bucağına yerleştirdi.  (Elçilerin İşleri, 17:24-28)

KURAN: Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah’tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir. (Nisa Suresi, 1)

İbret alınması için geçmiş kavimlerden örnekler verilmesi:

İNCİL: Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi. (Pavlus’tan Korintlilere 1. Mektup, 10:11)

KURAN: Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana Katımız’dan bir zikir verdik. (Enbiya Suresi, 99)

Allah Katında bir günün, bir yıl olması:

İNCİL: Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin nazarında bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir.  (Petrus’un 2. Mektubu, 3:8)

KURAN: Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va’dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47)

Üstünlüğün soya göre olmaması, soya önem vermemek:

İNCİL: Makedonya’ya giderken sana rica ettiğim gibi, Efes’te kal ve bazı kişilerin farklı öğretiler yaymamasını, masallarla ve sonu gelmeyen soyağaçlarıyla uğraşmamasını öğütle. Bu şeyler, imana dayanan İlahi düzene hizmet etmekten çok, tartışmalara yol açar.  (Pavlus’tan Timoteos’a 1. Mektup, 1:3-4)

KURAN: Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, ‘öfkeli soy koruyuculuğu’nu (hamiyeti), cahiliyenin ‘öfkeli soy koruyuculuğunu’ kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü’minlerin üzerine ‘ (kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu’ indirdi ve onları “takva sözü” üzerinde ‘kararlılıkla ayakta tuttu.” Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi, 26)

Münafıkların dış görünüşlerinin aldatıcı olması:

İNCİL: “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. Dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz. (Matta, 23:27-28)

KURAN: Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar(sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun Suresi, 4)

Münafıkların Allah yolunda mücadeleden kaçmak için ailelerini bahane etmeleri:

İNCİL: Bir başkası… “Senin ardından geleceğim ama, izin ver, önce evimdekilerle vedalaşayım.” İsa ona, “Sabanı tutup da geriye bakan, Allah’ın Egemenliği’ne [cennetine] layık değildir” dedi. (Luka, 9:61-62)

İNCİL: Başka bir öğrencisi İsa’ya, “Ya Rab, izin ver, önce gidip babamı gömeyim” dedi. İsa ona, “Ardımdan gel” dedi. “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün.” (Matta, 8:21-22)

KURAN: Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: “Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün.” Onlardan bir topluluk da: “Gerçekten evlerimiz açıktır” diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar (ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.  (Ahzab Suresi, 13)

Münafıkların kalplerinde olmayanı söylemeleri:

İNCİL: Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: ‘Bu halk dudaklarıyla Beni sayar, ama yürekleri Benden uzak.Bana boşuna ibadet ederler. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.'” (Matta, 15:7-9; Markos, 7: 6-7)

KURAN: Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: “Gelin, Allah’ın yolunda savaşın ya da savunma yapın” denildiğinde, “Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik” dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.  (Al-i İmran Suresi, 167)

KURAN: Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla “İnandık” diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır… (Maide Suresi, 41)

Allah’ın emirlerine karşılık atalarının dinini savunanlar:

İNCİL: … İsa’ya sordular: “Öğrencilerin neden ataların töresine aykırı davranıyor?…” İsa onları şöyle yanıtladı: “… Siz Allah’ın emrini bırakıp insanların töresini tutuyorsunuz.” İsa onlara ayrıca şunu söyledi: “İnsanların töresine uymak için Allah’ın emrini reddediyorsunuz.” (Markos, 7:5-9)

İNCİL: Bunun üzerine… İsa’ya gelip, “Öğrencilerin neden ataların töresini çiğniyor?” dediler… İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ya siz, neden töreniz uğruna Allah’ın buyruğunu çiğniyorsunuz?” (Matta, 15:1-3)

KURAN: Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170)

KURAN: Onlar, ‘çirkin bir hayasızlık’ işlediklerinde: “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti” derler. De ki: “Şüphesiz Allah, ‘çirkin hayasızlıkları’ emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah’a karşı mı söylüyorsunuz?” (Araf Suresi, 28)

İman edenler birbirlerinin ailesidir:

İNCİL: Birisi İsa’ya, “Bak, annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seninle görüşmek istiyorlar” dedi. İsa, kendisiyle konuşana, “Kimdir annem, kimdir kardeşlerim?” karşılığını verdi. Eliyle öğrencilerini göstererek, “İşte annem, işte kardeşlerim!” dedi. “Allah’ın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.” (Matta, 12:47-50)

KURAN: Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: “Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Senin va’din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.” Dedi ki: “Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” (Hud Suresi, 45-46)

İman edenler ve iyi toprağa ekilen tohum benzetmesi:

İNCİL: “Şimdi ekinciyle ilgili benzetmeyi siz dinleyin. Kim Allah’ın Egemenliğiyle [cennetle] ilgili sözü işitir de anlamazsa, kötü olan gelir, onun yüreğine ekileni söker götürür. Yol kenarına ekilen tohum işte budur. Kayalık yerlere ekilen ise işittiği sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadığı için ancak bir süre dayanan kişidir. Böyle biri Allah sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşer. Dikenler arasında ekilen de şudur: Sözü işitir, ama dünyasal kaygılar ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve ürün vermesini engeller. İyi toprağa ekilen tohum ise, sözü işitip anlayan birine benzer. Böylesi elbette ürün verir, kimi yüz, kimi altmış, kimi de otuz kat.” (Matta, 13:18-23)

İNCİL: İsa sonra onlara, “Siz bu benzetmeyi anlamıyor musunuz?” dedi. “Öyleyse bütün benzetmeleri nasıl anlayacaksınız? Ekincinin ektiği, Allah sözüdür. Bazı insanlar sözün ekildiği yerde yol kenarına düşen tohumlara benzer. Bunlar sözü işitir işitmez, şeytan gelir, yüreklerine ekilen sözü alır götürür. Kayalık yerlere ekilenler ise, işittikleri sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre dayanan kişilerdir. Böyleleri Allah sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşerler. Yine bazıları dikenler arasında ekilen tohumlara benzerler. Bunlar sözü işitirler, ama dünyasal kaygılar, zenginliğin aldatıcılığı ve daha başka hevesler araya girip sözü boğar ve ürün vermesini engeller. İyi toprağa ekilenler ise, sözü işiten, onu benimseyen, kimi otuz, kimi altmış, kimi de yüz kat ürün veren kişilerdir.” (Markos, 4:13-20)

KURAN: Muhammed, Allah’ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah’tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur: İncil’deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va’detmiştir. (Fetih Suresi, 29)